Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker’in 5 Aralık 2011 Pazartesi günü TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’na sunduğu görüşlerin özeti şu şekilde:
1- ÇAĞDAŞ ANAYASALAR LİBERAL FELSEFEYİ YANSITIRLAR: Çağdaş demokratik bir anayasa ancak liberal düşünce geleneğinin temel felsefi ve siyasi ilkelerine uygun olarak hazırlanırsa “anayasa” adını almaya hak kazanır.
2- TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER: Bu ilkelerin başında insanın doğuştan sahip olduğu temel birey temel hak ve özgürlükleri gelir. Bunların anayasada ayrıca sayılmasına gerek yoktur. Oysa, sol siyaset eşitsizliklerin ortadan kalktığı bir “toplumun” özlemi ile, sağ siyaset ise milletin varlığını koruyacak ve yücelmesini sağlayacak yegane gücün “devlet” olduğu inancı ile, iktidar kim olursa olsun sınırsız bir devlet gücü talep ederler.
Ülkemiz siyasi tarihinde devletin bekası daima üstün tutulmuş, birey, vatandaş daima tebaa olarak kalmış, hatta yok sayılmıştır.
3- DEVLETİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI SINIRLI OLMALIDIR: Biz liberallerin savunduğu anayasanın, başta “vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini korumak” olmak üzere “devlete verilen son derece sınırlı yetki ve sorumlulukları” ve “devletin idari yapısını” tanımlayan toplumsal bir sözleşme olması beklentisini taşımaktayız.
Devleti sınırlamanın tek yolu onu anayasal sınırlar içinde tutmak ve hukukun egemenliği altına almaktır.
4- TUTARLILIK: Eğer temel hak ve özgürlükler yeni anayasanın bir maddesinde lütuf gibi verilip, birkaç madde sonra “toplumun ahlaki değerleri”, “milli gelenek ve görenekler”, “kamu yararı” gibi tamamen soyut değerler ile geri alınacaksa hazırlanacak bu yeni anayasanın da eskilerden bir farkı kalmayacaktır inancını taşımaktayız.
5- UYGULANABİ-LİRLİLİK: Araştırılırsa görülecektir ki, Franko’dan Hitler’e, Kuzey Kore’den Saddam’ın Irak’ına kadar her baskı rejiminin adeta çağdaş bir demokrasi gibi temel hak ve özgürlükleri garanti altına aldığını iddia eden bir anayasası vardı. Mevcut anayasamızda da, başta ifade, inanç, seçme seçilme hakkı olmak üzere, bu tür garanti altına alınmış hak ve özgürlükler de mevcuttur. Ancak yasamanın kararları, yürütmenin uygulamaları ve yargının yorumları ile ihlallerin örnekleri vatandaşın günlük yaşamında her gün defalarca karşımıza çıkmaktadır. BİR ANAYASADA NE YAZDIĞINDAN ÇOK, YASALARI YAPAN MECLİSİN, UYGULAYAN HÜKÜMETİN VE YORUMLAYAN YARGININ ZİHNİYETİ DAHA ÖNEMLİDİR.
12 Eylül 2010’da referanduma sunulan anayasa değişikliği metnine son şeklini Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olması, bizce Anayasanın 7. maddesinde belirtilen “yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM’nindir, bu yetki devredilemez” ilkesinin ihlali olmuştur.
6- DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELER: Bir devletin resmi dilinin, bayrağının, yönetim şeklinin değiştirilmesi o ülkenin gündemine ve halk tarafından seçilmiş Meclisine kadar gelmişse zaten o devletin varlık nedeni ortadan kalkmış demektir. Bu gerekçe ile yeni anayasada “değiştirilemez veya değiştirilmesi teklif dahi edilemez” şeklinde bir maddenin bulunmasını gerekli görmemekteyiz. Israrcı olmayız.
7- LAİKLİK İLKESİ: Laiklik ilkesi yeni anayasada hukuki bir tanımla her din ve inanç mensubunun özgürlüklerinin güvencesi olduğu vurgulanmalıdır. Devlet hiçbir inancı bir başkasına karşı desteklememeli, seçmemeli, dayatmamalıdır. Devletin yasaları, finansmanı ve güvenlik güçleri her hangi bir dinin uygulanmasında kesinlikle kullanılmamalıdır.
8- TAM BAŞKANLIK SİSTEMİ ANAYASASI ÖNERİMİZ: Liberal Demokrat Parti kurulduğu yıl 1994’ten itibaren “İKİ TURLU BAŞKANLIK SİSTEMİNİ” ve bu sistemin olmazsa olmazı “KUVVETLER AYRILIGI ve DENETLEME DENGELEME ilkelerini kamuoyunun değerlendirmesine sunmuş ve savunmuştur. Tüm ilkeleri ile ele alındığı takdirde “tam başkanlık” sistemine geçişin destekçisi olmaya hazırız.
Kaynak: Haber Merkezi
