Köyden kente göç, eğitimsizlik ve buna paralel olarak iş imkanlarının azlığı ve ekonomik yetersizlik nedeniyle ailenin, toplumsal düzenin manevi değerlerin koruyuculuğu azaldı. Sokaklar, çocuklar için tehlikeli hale geldi. Kırsal kesimde birbirine sosyal yönden bağımlı olan aile fertleri şehir yaşamında birbirlerinden koptular, düzenli aile hayatının olamaması sonucu anne ve babadan yeterli ilgiyi göremeyen bazı çocuklarda sokakları tercih ettiler.
Çok değerli Çarşamba Gazetesi okuyucuları, bu yazımda sizlere bir süre önce yapmış olduğum seyahatimde özellikle büyük şehirlerlde gördüğüm sokak çocuklarının çok zor yaşam şartlarından üzülerek bahsetmek istiyorum.
Sokak artık onlar için oyun oynanan yer değil, “yaşanan” veya “yaşam kazanılan” bir yer haline gelmiş. Araştırmalarıma göre Türkiye’de ilk kez sokak çocuklarına 1950’li yıllarda İstanbul’da rastlanıyor. Galata Köprüsü’nü mekan tutan bu çocuklar “köprüaltı çocukları” olarak o dönemlerde bir çok şaire ve edebiyatçıya konu oluyorlar. Ancak “sokak çocuğu” kavramı ve bunun bir sosyal sorun haline gelmesi oldukça yenidir.
Sokak çocuklarına en çok rastlanılan şehirler, kırsal kesimlerden şehre göçün ve gecekondulaşmanın çok olduğu İstanbul ve Ankara’dır. Artık onlarla bir parkta, bankamatikte, bir gazete kağıdına uzanmış yatarken, elindeki bez parçasına dökülmüş tineri koklarken, dilenirken, çöpten yiyecek bir şeyler ararken, araba camlarını silerken, bize ıslak mendil satmaya çalışırken, hep onlarla karşılaşırız. Yetkililere bir defa daha seslenmek zorundayım; lütfen bu kanayan yarayı durdurur musunuz bir nebze de olsa.
Sokak çocukları, sokağı mekan edinen, yirmi dört saat sokakta yaşayan ve geçimini sokaktan sağlayan, aile sevgisinden, okuldan uzak, zaman zaman suça itilen, uçucu maddelere alıştırılan ciğerparelerimizdir. Onlar çocukluğunu yaşayamayan başka bir deyişle oyun oynama, okula gitme, akşam evinde anne, baba ve kardeşleriyle birlikte olmanın mutluluğunu tadamayanlardır. Sokak çocukları, sokakta her türlü tehlikeye açık bir ortam içinde yaşamaktadırlar. Bu çocukların evleri sokaklar, çatıları da gökyüzü olmuştur. Bazıları, ailelerinde zararlı alışkanlık ve şiddet oranı çok yüksek olduğundan aileleri ile ilişkilerini tamamen koparmışlardır, bu nedenle de fiziksel ve ruhsal tüm tehlikelere açıktırlar. Sevgisizlik, eğitimsizlik, terk edilme duygusu, güvensizlik ve psikolojik istismarlar nedeniyle hayata ve geleceğe yönelik yargıları ve düşünceleri farklıdır. Hepsinden daha vahim olanıda şiddete, suç işlemeye zorlanma, yaralanma, bulaşıcı hastalıklara yakalanma riski, kaçırılma ve öldürülmeyle karşı karşıyadırlar.
Aslında resmi verilere baktığımızda sokakta yaşayan çocuk sayısının çok fazla olmadığını görüyoruz. Ancak göçün ve yoksulluğun bir sonucu olarak sokakta çalıştırılan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Sokakta onların sığınacakları tek yer hayalleri. Aslında o yaştaki tüm gençler için bu böyle. Ama onların geleceğe dair hiçbir beklentileri olmadığından ancak uçucu madde, tiner koklayarak hayal kurabiliyorlar ve arzuladıkları güzellikleri yaşayabiliyorlar. Bu sınırsız hayal gücü özgürlüklerini pekiştiriyor.
Aileden uzak kaldıkları ve normal bir aileiçi iletişim içinde olmadıklarından örnek alacakları davranış modelleri yok. İçinde bulundukları çete bireylerini örnek alıyorlar. Ama yine de anne kavramı onlar için özel bir anlam taşıyor. Sokakta en çok annelerini özlediklerini söylüyorlar.
(Devamı Pazartesi)


