Bolu, coğrafi olarak iki büyük merkezin, Ankara ve İstanbul’un ortasında yer alan, topraklarının %59’u ormanlarla kaplı bir ildir. Başta Abant, Yedigöller, Gölcük, Sünnet Gölü olmak üzere irili ufaklı birçok doğal ve yapay göl ili bir göller diyarı haline getirmektedir. Ayrıca yüzlerce yayla, tabiatı koruma alanları, orman içi dinlenme tesisleri, termaller, yaz ve kış sporları imkanları Bolu’yu doğal güzelliklerin zirveye ulaştığı il konumuna taşımaktadır.
Bolu Dağı Tüneli’nin hizmete girmesiyle Bolu’ya 2-2,5 saatlik mesafede ulaşım kolaylaşmıştır. Türkiye nüfusunun %30’u yaşamaktadır. Haftasonu tatillerinin daha çok tercih edildiği günümüzde Bolu, kısa süreli tatiller için önemli bir merkez konumunda bulunmaktadır. Doğal güzellikleriyle bilinen Bolu, aynı zamanda bir tarih ve kültür şehridir. İl genelinde 46 adet arkeolojik sit alanı, 2 adet kentsel sit alanı, 4 adet doğal sit alanı olmak üzere 52 adet sit alanı bulunmaktadır.
Bolu, gelip geçilen bir il değil, gelinen, ziyaret edilen ve konaklanan bir il olarak düşünülmelidir. Doğal güzellikleri görmeye ve yaşamaya tüm doğaseverlerimize tavsiye ediyoruz.
M.Ö. 74 yılında son Bithyna Kralı IV. Nicomedes, vasiyetname ile Bithyna topraklarını Romalılara bırakmıştır. Bu tarihten itibaren Bolu ve çevresi Roma’dan gelen valiler tarafından yönetilmiş ve şehre Roma İmparatoru Claudius’a izafeten Claudiapolis ismi verilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Doğu Roma sınırları içinde Bolu,imparator Justiniaus döneminden itibaren Thema adı verilen askeri valiler tarafından yönetilmiştir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devletinin komutanları Artuk,Tutuk ve Saltuk beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu,Horasanlı Aslahaddin tarafından 1324 yılında beylik topraklarına katılmıştır.
Bolu,Ankara savaşı sonrası Timur’un talan ettiği bölgelerin dışında kaldığı gibi,bu tehlike bitinceye kadar, Osmanlı Devletinin 2. kurucusu sayılan Çelebi Mehmet’ide kızık yaylasında barındıran belde olmuştur. Çelebi Mehmet’in Osmanlı Devleti’nin birliğini sağlamasından sonra ise Bolu düzenli bir yönetime kavuştu.
Mondros mütarekesinin yürürlüğe girmesi ve İzmir’in işgal edilmesinin ardından Bolu yöresinde ilk müdafa-ı hukuk cemiyeti Gerede’de örgütlendi. Bolu 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında düşman işgaline uğramadı,fakat maddi zarar gördü. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan milli mücadele dönemlerinin sonunda Bolu,10 Ekim 1923 de mutasarrıflık devrini tamamladı ve yeni düzenlemeler çerçevesinde vilayet haline getirildi.
Atatürk’ün Bolu’ya Gelişi : 1923 – 1934 yılları arasında çeşitli vesilelerle Çankaya’ya heyetler gönderilmiş,büyük önder Bolu’ya davet edilmişti. Düzenlenen Anadolu gezilerinde Bolu ancak 1934 de programa alınabildi. Büyük kurtarıcıya karşı bağlılık ve özlem duyan Bolu’lular Temmuz 1934 de müjdeyi Mebus Cevad Abbas Bey’den öğrendiler. Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa 17 Temmuz 1934 de Bolu sınırında karşılandı ve Gerede’de muhteşem bir karşılama yapıldı. Sonra Arkot dağında Ramazan Dede tepesine çıkıldı. Buraya büyük önderin isteği ile Esentepe adı verildi. Öğleden sonra Reşadiye’ye hareket edildi. Aynı gün öğle ile ikindi arası kafile Bolu’ya vardı.
Reisi Cumhur şimdi Anıtkabir müzesindeki otomobilinden inmiş ve Bolu toprağına Hisar Tepesi altında ilk adımı atmıştır. Spor kıyafetli idi,siyah kuşaklı fötrü ile halkı selamladı. Öğrencileri farkedince Gazi, :’İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği bunlardır. Bu gençlere değer vermeli ve en iyi biçimde yetişmeleri sağlanmalıdır. Çünkü Cumhuriyet bu gençlerin omuzlarından yükselecektir’ diyerek yanındakilerin dikkatini çekmiştir.


